4 Şubat 2012

Filmlerde kalemler - STAEDTLER graphite 771


  Yönetmen:  
Daniel Nettheim

Senaryo:  
Julia Leigh (aynı adlı romanından)
Wain Fimeri
Alice Addison

Oyuncular:  
Sam Neill
Willem Dafoe
Frances O'Connor




STAEDTLER graphite 771, tam anlamıyla bir marangoz kalemi olarak tanımlanabilir.

The Hunter filminde Martin'in (Willem Dafoe) vahşi doğa şartlarında kullandığı ekipmanlarından biri. İsmi tam olarak seçilemiyorsa da karakteristik renkleri (eşit miktarda sarı ile siyahla küçük kırmızı bir dokunuş) kalemin markasını ele veriyor; Steadtler. Ayrıntılar da biraz intrnette dolanmayla netleşiyor.

Henüz Türkiye topraklarından bulunmuyor, takipteyiz...













25 Mayıs 2011

Sarı-siyah kalemlerle kahve köşelerinde


































Çocukluğum ve ilkgençliğim, kahve köşelerinde vakit harcamaya çok müsait bir yerde geçti. Nedense, o zamanlar bir direnç geliştirmiş ve kahveler, bilardo salonları, buluşma kafeleri gibi mekânlarda uzun süreler geçirmemek üzere kendi kendime söz vermiştim. Bazen uğradığım oluyordu elbette, ama o kadar... Örneğin amatör ligde yer alan basketbol takımı olarak, maça doğru yolu çıkmadan önce bir kahvede bir araya geliyorduk. Ben genellikle buluşma saatine yarım saat ya da kırk beş dakika kala orada oluyordum; bazı takım arkadaşlarım (abiler) zaten hep oradalardı. Kâğıt oyunları, okeyler, çaylar, kahveler, sigaralar... (Bu arada nedense, bulunduğumuzdan bir üst lige bir türlü yükselemiyorduk!)

Oyunlara baktığım kadar etraftakileri de izliyordum; abileri, amcaları, hatta dedeleri (o zamanlar hemen hemen herkes benden büyüktü). Kendi kendime katı bir söz vermiş ve ısrarla uyguluyor olmama rağmen, kahvelere adım attığımda küçümseme, kızgınlık ya da üzüntü duyduğumu hatırlamıyorum. Aksine oradaki her bir kişiye farklı bir gözle bakıyordum; söz verip tutamadıklarını, başka sözler vermek zorunda bırakıldıklarını, imkânlarının yetersiz olduğunu vb; kısaca, şimdiki aklımla söylersem, "tutunamayanlar" olarak geliyordu bana her biri. Sanki oyunların çetelesini tutan kişi bir anda önündeki kâğıda bambaşka şeyler yazacak gibi dururdu...

O zamanlardan bana kalan, sarı-siyah tükenmezkalemler... Çoğunlukla kalın uçlu, siyah yazan sarı tükenmezkalemler olurdu yeşil çuhalı masalarda (BIC marka özellikle). Aslında "cristal", yani şeffaf olanları da fazlaydı, ama ben diğerlerini daha çok seviyordum. Özensizce de olsa genellikle A5 boyutunda kesilmiş (yırtılmış) ve kocaman metal bir kâğıt kıskacıyla (MAS marka) bir araya getirilmiş saman ya da müsvedde kâğıtlarla o tükenmezkalemlerin uyumu çok az şeyde vardır. Altta sümen varmış gibi yumuşak bir doku üzerinde zahmetsizce, kayar gibi yazar o tükenmezkalemler... Şimdilerde yeni modellerinin uçlarını incelttikçe inceltiyorlar, saman kâğıtları yırtmadan yazmak imkânsız.      

4 Mayıs 2011

Yedek Parçalar I – Mekanik Kalem Silgisi


Önemsizmiş gibi görünen "küçük şeyler"in değerini anlamak için mutlaka bir terslik yaşamak gerekmiyor elbette; ama sanırım hiç unutmamacasına öğrenmenin en etkili yolu bu. Yakıcı bir örnek olarak, elimizin serçeparmağını kullanamaz hale geldiğimiz zamanlar gösterilebilir. İncindiğinde, kırıldığında ya da haşlanıp yandığında ona ufacık bir temasın bile canımızı bir hayli yaktığı durumlarda, daha önce hiçbir işe yaramadığını düşündüğümüz serçeparmağımızın aslında elimizle yaptığımız işlerde ne kadar etkin olduğunun farkına varırız. Belki onunla "her şey yolunda" diyemiyoruzdur, bir yeri işaret edemiyoruzdur, kızgınlığımızı sergileyemiyoruzdur ya da medeni durumumuza dair bir ipucu vermiyordur, ama bir bütün olarak düşünüldüğünde "el"in, her ne kadar küçük olsa da, hiç kuşkusuz vazgeçilmez bir parçasıdır.

Yanında bir kalem ve kâğıt taşımak, birçok kişi için bir alışkanlık olarak nitelendirilebilir. Ne zaman, nerede lazım olacağı kestirilemeyeceğinden her zaman için insanın yanında bir kalem ve bir parça kâğıt ya da bir not defteri taşıması akıllıca. Ancak iş silgi taşımaya gelince...
"Hatasız kul olmaz" düsturundan hareketle (fellik fellik silgi aramak zorunda kalmamak için) bir silgi de, yanında kalem ve kâğıt taşıyan herkes için elzem diye düşünüyorum. (Bir sınav esnasında yanınıza silgi almadığınızı fark ettiğinizi düşünün; yakınınızdakinden istemeye çalışmak kopya çektiğiniz yönünde değerlendirilebilir ya da gözetmenden rica ettiğinizde afaki sitem ve tembihlerle karşılaşmak her zaman olasılık dahilindedir, diğerlerine sorumsuzluk örneği olarak gösterilebilirsiniz.) O yüzden, yanımda taşıdığım kalemler arasında mutlaka bulunan bir kurşunkalemin hep arkası silgili olmasına dikkat ederim. Mekanik kurşunkalemlerin silgileri ise genellikle bir kapak nedeniyle ilk bakışta görünmez olduğundan, kontrolleri daha "zahmetlidir." Birkaç kere kullandıktan sonra da eriyip giderler zaten. Cebimde taşımaktan vazgeçemediğim kalemlerin silgisiz kalmamaları için iki yöntem izliyordum: Ya daha çok evde kullanmayı tercih ettiğim benzer yapıda kalemlerin silgilerini yanımda taşıdığıma ekliyordum ya da artık elle kullanılması mümkün olmayacak hale gelmiş eski silgileri kesip biçerek kalemin silgi haznesine uygun hale getiriyordum – şimdiye kadar... Real Hipermarketin ürettiği bir mekanik kurşunkalem setinin içinde 0,5 kalem ve ona uygun ucun yanı sıra plastik bir tüp içerisindeki yedek silgileri görene kadar... Elbette bu yedek silgiler söz konusu kaleme uygun olarak tasarlanmış, ama koca koca silgileri kesip biçmeye çalışmaktansa bu yedek silgileri diğer kalemlerin haznelerine uydurmaya çalışmak çok daha kolay. Üstelik diğer kalemler için ne kadar kullanışsız olursa olsun, bir kalem setinin içinde böylesi bir "ayrıntı"ya rastlamak, küçük şeylerle de mutlu olunabileceğinin göstergesi – en azından benim için...     

Meraklısına...

22 Ocak 2011

HB (Halkın Beğenisi) ve 2B (İki Buçuktan...)

Kadir Aydemir, 80'lerde Çocuk Olmak kitabındaki "Voltran! Voltran! Voltran!" başlıklı yazısında (aynı zamanda kitabın "hazırlayanı") şunu yazmış 80'lerle ilgili: "2B kalem bulmak zordu, HB'ler sertti, dandikti uçları, gıcık oluyorduk. Basmalı kalemleri seviyordum, ama bende Tombo falan yoktu. Markasız bir kırtasiye kalemiydi elimdeki. Kurşun kalem olarak 3B, 4B vs. varsa elde, şanslıydık." Önce ufak bir düzeltme: Genel kanının aksine Tombo diye bir marka yok aslında, doğrusu Tombow; ismin sonundaki "w" harfi bir logo gibi göründüğünden sık düşülen bir hata...

2B kalem ya da uç sevdasının ardında ulaşamama yatıyor kuşkusuz. 2B kalemlere ulaşamadıkça yücelttik onları, elyazımızın bile onları kullandığımızda güzelleşeceğine inandık. Şimdilerde 2B'ler "sınav kalemi" olarak sunuluyor. Ancak test şeklindeki sınavlar haricinde, yani yalnızca işaretleme yapmak dışında kullanılmaları çok da doğru değil kanımca. Nispeten yumuşak olmaları sebebiyle uçlarının  kolaylıkla "kütleşmesi" sıklıkla kalemtıraşa başvurmayı zorunlu kılıyor; zamana karşı yarışta efektif değiller (elbette "basmasız" kurşunkalemler söz konusu olduğunda). Dolayısıyla bir "ara form"u ifade eden HB kalemlerin aslında daha kullanışlı olduklarını düşünüyorum.

İki üç işi, hatta o işle ilgili her şeyi yapabilen elektronik aletlerin pek güvenilmez olduğu söylenir (hem yazıcı, hem tarayıcı, hem fotokopi, hem faks); gerçekten de bozulmaları daha kolaydır bu tip kompleks makinelerin; ama söz konusu kalemler olunca genel kullanım için en doğru tercihin her şeyi yapabilen HB kalemler olduğunda iddialıyım.  Örneğin bir 2B kalemle teknik çizim yapmanız neredeyse imkânsızdır ya da bir 2H kalemle karakalem desenleri.  Aynı sonucu vermese de bir HB kalem, zorunda kalındığında her çizgiyi çizmeye muktedirdir. Sonuç olarak, eğer ıssız bir kütüphanede mahsur kalacaksam, yanıma alacağım üç şeyden biri mutlaka bir HB kalem olur. (Diğer iki şeyin ne olduğu bende saklı kalsın...)



Kalemlerin yumşaklığını, sertliğini belirleyen unsurlar elbette içerikleri; şöyle bir tabloyla bunu ayrıntılandırabiliriz:  


Meraklısına...

2 Ocak 2011

Güzel yazmak isteyen Pelikan'ı almalı


Sanırım sloganı böyleydi Pelikan dolmakalemlerinin; reklamları televizyonda mı dönüyordu, yoksa radyodan mı hatırlıyorum emin değilim. Etrafta görünür olduğu gibi edinmiştim... İlk dolmakalemim, 2011'le birlikte yirmi yıldır benimle, orası burası zarar görmüşse de hâlâ yazıyor. İnce uçlu, kısa ya da uzun her tür mürekkep tüpüyle uyumlu... Bir zamanlar aşağıdaki gibi tazeymiş...


Düzeltme: Yaşı benden daha "geçkin," dolayısıyla o dönemi daha net hatırlayan Bilge'ye göre Pelikan sloganı, "Güzel yazmak isteyen Pelikan'la yazmalı" şeklindeymiş. Düzeltir, okurlarımızdan özür dileriz...

Meraklısına...

14 Aralık 2010

Fabriano Uzatıcı (lengthener)

Kimi alışkanlıklarımı kitaplardan, yazarlardan edindim; özenmek, etkilenmek de denebilir. (Yeşil tükenmezkalem ya da dolmakalemde yeşil mürekkep kullanmaktaki ısrarımın müsebbibi Kara Kitap'tır örneğin.) Bazı kitaplara, defterlere, kalemlere, silgilere bir başka gözle bakmamın sebepleri de burada aranabilir, ama kırtasiye ürünlerine düşkünlüğüme tek tek kanıtlar bulmak yerine toptan bir yaklaşımla Freud'a sarılarak (çocukluk dönemindeki izler erişkin yaşamını kökten etkiler) çocukluğuma inebilirim; çıraklık...

 
     İlkokuldan başlayarak lisenin ortalarına kadar bir kırtasiyede çıraklık etmiş olmanın her şeyi açıklığa kavuşturacağını biliyorum; Süskind'in dediği gibi, "o varla yok arası kokular dünyası." Yalnızca bir kitabın, bir defterin, bir kurşunkalemin ya da bir silginin (o Arı Maya'lı silgiler) kokusu değil, tümünün birbirine karışmasıyla ortaya çıkan ve unutamadığım kırtasiye kokusu halen, bir kedinin her daim bir ciğerciye, kasaba, tavukçuya doğru meyletmesi gibi beni de o dükkânlara çekiyor. Bir süre sonra sürekli, bıkmadan usanmadan, belki de hiç kullanmayacağını bildiğin halde almaya devam ettiğin şeyler birikiyor, biriktikçe başka bir anlam kazanıyor; bunun adı "biriktirmek" değildir artık, "vazgeçememek"tir... 
     Sanırım Murathan Mungan'dı, kullandığı kurşunkalemleri küçüldüklerinde, rahat kullanılamaz hale gelseler de atamayıp biriktiren. (Murathan'95'te mi yazmıştı?) Bu alışkanlığın kaynağı bu mudur bilmiyorum, ama küçülen kurşunkalemleri biriktirmiyorum aslında, onlardan vazgeçmek istemiyorum. bunu biliyorum. İtalya menşeili Fabriano'nun "uzatıcı"sı, onları kullanmaktan da vazgeçmeyeceğimin garantisi. Ya da her defasında kendime engel olamayıp birkaç tanesini cebime attığım IKEA kalemlerinin tek kullanımlık olmadıklarının...     

8 Aralık 2010

Kozmonot Kalemi

 
Hikâyeyi ilk ne zaman, nereden duydum ya da okudum hatırlayamıyorum ama o günden bugüne anlatmaktan hiç vazgeçmedim. Bir kez daha anlatabilirim: "NASA, astronotları uzaya göndermeye başladığı yıllarda, tükenmez kalemlerin yerçekimsiz ortamda işe yaramaz olduklarını fark eder. Milyon dolarlık yatırımlar ve yıllar süren testler sonucunda uzayda yazabilen bir kalem geliştirirler; ucu yukarı tutulduğunda da, herhangi bir yüzeye de, her türlü sıcaklıkta da yazabiliyordur... Aynı sorunla Ruslar da karşılaşır ve kurşunkalem kullanırlar."
     Bir dükkânda "Rus Uzay Kalemi"ne rastlayıp ambalajının arkasında da aynı hikâyeyi okuduktan sonra, artık bu hikâyeyi ballandıra ballandıra anlatıyorum. 
     Şimdi şunu merak ediyorum: Uzay gemisi Vostok'la ilk uzay uçuşunu gerçekleştiren Gagarin ve Sovyetler Birliğinin önemli psikologlarından Lebedev, uzay keşiflerinin nasıl hazırlandığı, nelerin dikkate alınması gerektiği ve astronotların eğitimine vb dair "kaleme aldıkları" Uzay ve Psikoloji isimli kitabı neyle yazmışlardır acaba?