25 Mayıs 2011

Sarı-siyah kalemlerle kahve köşelerinde


































Çocukluğum ve ilkgençliğim, kahve köşelerinde vakit harcamaya çok müsait bir yerde geçti. Nedense, o zamanlar bir direnç geliştirmiş ve kahveler, bilardo salonları, buluşma kafeleri gibi mekânlarda uzun süreler geçirmemek üzere kendi kendime söz vermiştim. Bazen uğradığım oluyordu elbette, ama o kadar... Örneğin amatör ligde yer alan basketbol takımı olarak, maça doğru yolu çıkmadan önce bir kahvede bir araya geliyorduk. Ben genellikle buluşma saatine yarım saat ya da kırk beş dakika kala orada oluyordum; bazı takım arkadaşlarım (abiler) zaten hep oradalardı. Kâğıt oyunları, okeyler, çaylar, kahveler, sigaralar... (Bu arada nedense, bulunduğumuzdan bir üst lige bir türlü yükselemiyorduk!)

Oyunlara baktığım kadar etraftakileri de izliyordum; abileri, amcaları, hatta dedeleri (o zamanlar hemen hemen herkes benden büyüktü). Kendi kendime katı bir söz vermiş ve ısrarla uyguluyor olmama rağmen, kahvelere adım attığımda küçümseme, kızgınlık ya da üzüntü duyduğumu hatırlamıyorum. Aksine oradaki her bir kişiye farklı bir gözle bakıyordum; söz verip tutamadıklarını, başka sözler vermek zorunda bırakıldıklarını, imkânlarının yetersiz olduğunu vb; kısaca, şimdiki aklımla söylersem, "tutunamayanlar" olarak geliyordu bana her biri. Sanki oyunların çetelesini tutan kişi bir anda önündeki kâğıda bambaşka şeyler yazacak gibi dururdu...

O zamanlardan bana kalan, sarı-siyah tükenmezkalemler... Çoğunlukla kalın uçlu, siyah yazan sarı tükenmezkalemler olurdu yeşil çuhalı masalarda (BIC marka özellikle). Aslında "cristal", yani şeffaf olanları da fazlaydı, ama ben diğerlerini daha çok seviyordum. Özensizce de olsa genellikle A5 boyutunda kesilmiş (yırtılmış) ve kocaman metal bir kâğıt kıskacıyla (MAS marka) bir araya getirilmiş saman ya da müsvedde kâğıtlarla o tükenmezkalemlerin uyumu çok az şeyde vardır. Altta sümen varmış gibi yumuşak bir doku üzerinde zahmetsizce, kayar gibi yazar o tükenmezkalemler... Şimdilerde yeni modellerinin uçlarını incelttikçe inceltiyorlar, saman kâğıtları yırtmadan yazmak imkânsız.      

4 Mayıs 2011

Yedek Parçalar I – Mekanik Kalem Silgisi


Önemsizmiş gibi görünen "küçük şeyler"in değerini anlamak için mutlaka bir terslik yaşamak gerekmiyor elbette; ama sanırım hiç unutmamacasına öğrenmenin en etkili yolu bu. Yakıcı bir örnek olarak, elimizin serçeparmağını kullanamaz hale geldiğimiz zamanlar gösterilebilir. İncindiğinde, kırıldığında ya da haşlanıp yandığında ona ufacık bir temasın bile canımızı bir hayli yaktığı durumlarda, daha önce hiçbir işe yaramadığını düşündüğümüz serçeparmağımızın aslında elimizle yaptığımız işlerde ne kadar etkin olduğunun farkına varırız. Belki onunla "her şey yolunda" diyemiyoruzdur, bir yeri işaret edemiyoruzdur, kızgınlığımızı sergileyemiyoruzdur ya da medeni durumumuza dair bir ipucu vermiyordur, ama bir bütün olarak düşünüldüğünde "el"in, her ne kadar küçük olsa da, hiç kuşkusuz vazgeçilmez bir parçasıdır.

Yanında bir kalem ve kâğıt taşımak, birçok kişi için bir alışkanlık olarak nitelendirilebilir. Ne zaman, nerede lazım olacağı kestirilemeyeceğinden her zaman için insanın yanında bir kalem ve bir parça kâğıt ya da bir not defteri taşıması akıllıca. Ancak iş silgi taşımaya gelince...
"Hatasız kul olmaz" düsturundan hareketle (fellik fellik silgi aramak zorunda kalmamak için) bir silgi de, yanında kalem ve kâğıt taşıyan herkes için elzem diye düşünüyorum. (Bir sınav esnasında yanınıza silgi almadığınızı fark ettiğinizi düşünün; yakınınızdakinden istemeye çalışmak kopya çektiğiniz yönünde değerlendirilebilir ya da gözetmenden rica ettiğinizde afaki sitem ve tembihlerle karşılaşmak her zaman olasılık dahilindedir, diğerlerine sorumsuzluk örneği olarak gösterilebilirsiniz.) O yüzden, yanımda taşıdığım kalemler arasında mutlaka bulunan bir kurşunkalemin hep arkası silgili olmasına dikkat ederim. Mekanik kurşunkalemlerin silgileri ise genellikle bir kapak nedeniyle ilk bakışta görünmez olduğundan, kontrolleri daha "zahmetlidir." Birkaç kere kullandıktan sonra da eriyip giderler zaten. Cebimde taşımaktan vazgeçemediğim kalemlerin silgisiz kalmamaları için iki yöntem izliyordum: Ya daha çok evde kullanmayı tercih ettiğim benzer yapıda kalemlerin silgilerini yanımda taşıdığıma ekliyordum ya da artık elle kullanılması mümkün olmayacak hale gelmiş eski silgileri kesip biçerek kalemin silgi haznesine uygun hale getiriyordum – şimdiye kadar... Real Hipermarketin ürettiği bir mekanik kurşunkalem setinin içinde 0,5 kalem ve ona uygun ucun yanı sıra plastik bir tüp içerisindeki yedek silgileri görene kadar... Elbette bu yedek silgiler söz konusu kaleme uygun olarak tasarlanmış, ama koca koca silgileri kesip biçmeye çalışmaktansa bu yedek silgileri diğer kalemlerin haznelerine uydurmaya çalışmak çok daha kolay. Üstelik diğer kalemler için ne kadar kullanışsız olursa olsun, bir kalem setinin içinde böylesi bir "ayrıntı"ya rastlamak, küçük şeylerle de mutlu olunabileceğinin göstergesi – en azından benim için...     

Meraklısına...